akıllıya her gün bayram…

Ee bayram da bitti… Yeni bahaneler bulmalı şimdi… Kahve için, muhabbet için, hatır için, şiir için…
Denizin güneşin, kuşun, ağacın, börtü böceğin, yağmurun, rüzgarın, karıncanın, arının, balın, çikolatanın hatırları kendilerinden zaten…
Ne yapmalı – etmeli de birine karışmalı…

kim bilir belki de:
“”…Deniz olunmalı oğlum
Bulutuyla gemisiyle balığıyla yosunuyla
Bulutuyla gemisiyle deniz olunmalı oğlum””

 

Reklamlar

çikilata neden yenmeli…

“ölüm ölüm dediğin nedir ki, ben senin için yaşamayı göze almışım…”

diziler, filmler bu kadar hayatımızın içindeyken replikleri de akılda kalıyor ister istemez. “Zeki Müren de bizi görecek mi”

“senin annen bir melekti yavrum”

“artık çalışmayacaksın…”

“lanet olsun atom fiziğine de profesörlüğe de…”

gibi benim aklımda kalan, bir çoğumuzun da aklında kaldığına inandığım lafları bir bahane bulup söylüyoruz birbirimize…

ben başta yazdığım repliği çok severim. şahsen hayatla ilgili her yorumda da “hayatın” vurgulanmasını isterim. bir de bir duvar yazısı görmüştüm

“ölümden önce hayat var mı” diyordu. o da çok ilgimi çekmişti… insan bu dünyaya yaşamak için gelmiştir çünkü. ve bütün bahanelerini bunun için bulmalıdır.

duvaryazısı

 

sosyal medya da çok yaygın kullanılan

“ölüm var babanı sev, anana saygı duy, gez toz eğlen …”

şeklindeki yaklaşımdan hep irrite olmuşumdur, olacağım. bence her güzellik, her varlık, her değer kendi yerinde değerli, güzel ve var olmalıdır…

hele de çukulata yemek konusunda böyle bir yaklaşım asla ve kat’a kabul edilebilir değildir…

ve yaşamak güzeldir, değerlidir, önemlidir, vardır… yaşamak daha güçlü bir vurgudur, daha zengindir, daha çok seçeneklidir, heybesi daha doludur, daha çikolatalıdır, daha renklidir, daha şiirseldir, daha da dahadır…

zorluklarıyla, sürprizleriyle, yenilenmeleriyle

yaşamak güzeldir

ve

“yaşam var, çukulata yemelidir”

bence…

 

 

kelimeler…

Kelimeler her kentte değişen kelimeler
Yeni bir iklim içre güneş de yeni gibi
Yeni bu yağan yağmur bu esen rüzgâr gibi
Bu bulutun altından bu uçan kuşlar yeni
Bu bakkal aynı değil pazardaki ses yeni
Şu pazarlar simitçi dilenci zabıtalar
Şu yollardan geçenler yeni zahir şu yollar
Camı açtığın zaman selam verdiğin komşu
Şu teknenin uyuyor gibi sakin duruşu
Bu deniz bu balıklar şu ağaçlar o çiçek
Belli ömrün bir kısmı buralarda geçecek

Değişmeyen tek şiir olur da nere gitsen
Seninle gelir durur her nerelerden gelsen
Deyip de bir şiirin için de birleşirler
Bir ozan kaleminin içinden kelimeler
…………Nevfel Ozmen.25Mart2018.Didim

Yankı vadisinde bağırmak

Sosyal ilişkiler dijitalleşecek, internet araçlarıyla yetinecek insanlar dedik ya, peki neden?
Çok basit, çünkü bireysel varlık da dijitalleşti ve daha da artacak bu form. Her birimiz, acılarımızı, sevinçlerimizi, hastalıklarımızı, öfkemizi, küslüğümüzü, tüm duygu ve düşüncemizi sosyal medya araçları üzerinden ifade ediyoruz çünkü.
Ve bu konuda en azından içinde yaşadığımız toplum asıl hedeflenenin çok gerisinde. Çünkü medeniyet kriterleri olarak bakılacak süreklilik, kalite, kalıcılık, kuşatıcılık gibi değerlerle değil eğlence, tatmin, dışavurum, misilleme gibi çok basit amaçlar için kullanıyoruz bu araçları şimdilik. hal böyle olunca da sadece duygusal ve zihinsel temeli olmayan paylaşımlar geziniyor ortalıkta.
Yankı vadisinde bağırmak gibi…

Akraba, arkadaş, aile, komşu ilişkilerinde gerçek hayatta aramızda ne varsa, sanal alem denilen, aslında gerçeğin bir yansıması olan alemde de onlar var. Mesela arkadaş, aile, akraba, bilim, sosyal çevre, işyeri birlikteliği gibi grupların hemen hepsinin mutlaka bir alternatifi, benzeri var. Mesela “like” ve yorumlara cevap konusunda zengin olana ya da bir maddi fayda beklediğine öncelik verme gerçekte de sanalda da aynı şekilde geçerli.

Gerçek hayatta aramızda var olan yarış, sanal hayatta da “like” sayısı, “like” yapanlar arasında ne kadar önemli şahsiyetlerin olduğu gibi hususlarla kendini gösteriyor. Mesajlara  cevap verme, sayfalara bakma önceliği bile telefonlara yanıt verme veya misafirliğe gitme önceliklerimizle aynı. Sanal paralar sayesinde düğünlerde çeyrekler de sosyal medya üzerinden takılabilecek ve  gelinin annesi sayma derdine düşmeyecek sanki :)))
Özetle, birey olarak önemli çoğunluğumuz ne yapıyorsa toplum olarak da onu yapmış. oluyoruz. Fakat benim söylemeye çalıştığım, bu teknolojik gelişim bir vakıadır, hayatın kendisi olmaya adaydır ve bunun iyi kavranması gerekir. ki kısa zaman sonra yaşanacak daha çok yalnızlık, daha çok bireysellik olgularını yorumlayabilelim.
Hep diyorum

“Bence yani”…

kelimeler…

Kelimeler her mevsim üşüşen kelimeler
Yazın güneş altında terleyen alınlardan
Kışın soba başında demlenen masallardan
Rüyaya gelsin diye masaldaki denizler
Biten uykuya inat açılmayan gözlerden
Kestanenin kabuğu siyah olup çatlarken
Ayazlardan kaçıp da sobaya sarılırken
Her yer kardan bembeyaz gözlerin kamaşırken
Bir kardelen çiçeği ilk yazın habercisi
Başını usul usul güneşe uzatırken
Aklına hayat gelip derin bir iç çekerek
Kalem kağıt üstünde yeni bir söz ararken
Diller anlaşılmayıp için için susarken
Kalpler susmasın diye şiirler yazılırken
Beyaz bir sayfa gibi hayatın bir deminde
Yeni bir gün başlatıp yeni bir şiir olup
Yeni bir yola düşüp dizilen kelimeler
……………Nevfel Ozmen.5Aralık2017.Ankara…

Şundan – bundan

Sosyal medya ve diğer internet araç-ortamları toplumsal yakınlıkların yerini önemli ölçüde aldı. Yakın bir gelecekte çok daha fazla şeyin yerini dolduracak ve daha fazla toplumsal olay internet-sosyal medya üzerinden yaşanılacak.

Dillerde pelesenk olmuş laflar var, “eskiden şöyleydi, böyleydi, bizim çocukluğumuzda şunlar şunlar vardı… …” gibi. Hele bu lafları söyleyen ve kırklı yaşların üzerinde olan nesil yeni nesli hiç beğenmediğini her fırsatta ifade ediyor ya başlı başına bir film bence bu. Kırklı yaşlardan daha küçük olanların bu lafları söyleme hakkı var mı yok mu o da apayrı bir mesele.

Ben bu yakınmaların, eleştiri ve kınamaların çok faydalı olmadığına inanıyorum. Bence ortada bir realite var ve biz görsek de görmesek de bu realite hayatın ta kendisi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Realite şudur ki: dünya değişiyor, hayat değişiyor, algılar, değerler, yargılar, sebepler, sonuçlar, beklentiler, hepsi değişiyor. Aile, büyük aile, çekirdek aile, arkadaşlık, akrabalık hatta aşk-meşk ilişkileri bile bundan bırakın 20, 30 yılı 10 yıl öncesi gibi bile değil.

Ve çok değil on yıl kadar sonra, eğer teknoloji birilerinin dediği gibi dünyayı yiyip bitirmezse yüzde yüze yakın oranda eğitim, sağlık, kamu hizmetleri, finans alanlarında ve sosyal ilişkiler alanında dijital araçlar etkili ve geçerli olacak.

Tebrikler, taziyeler, özürler, teklifler, ayrılmalar, kavuşmalar, acılar, sevinçler daha fazla dijitalleşecek. Şu anda nine – dede durumunda olan kuşak aramızdan ayrılmış olduğunda çekirdek aile dâhil pek çok sosyal kurum şiir, öykü ve filmlerde falan yer alacak.

Zaten neredeyse 40 yıldır, kuşak çatışması, hızla değişen dünyada değişen nesiller ve değiştiğini itiraf etmeye korkan eski nesiller – ebeveynler arası ayrışma, uzaklaşma var değil miydi!?

Ayrıca en gelenekçilerimiz dahi nedense bütün bu yakınmalarını eleştirirlini teknolojinin imkanlarıyla yapmıyor mu!? Almancı akrabaların getirdiği kameraların renkli televizyonların birkaç adım daha geliştiğini ve Zeki Müren’in de bizi görebileceğini düşüneceğiz, hepsi bu!

Bence, var olanı kabullenmek bile değil, biz böyle kısır, faydasız yakınmalarla uğraşırken hızla gelişen ve başka gezegenlerde yaşam kurmayı hedefleyen bilim ve teknolojiye kendimizi kabullendirmeliyiz. Ve ne yapıp edip bir şekilde bu yeni yaşam formunda kendimize gerçekçi bir yer bulabilmeliyiz ki mutlu olabilelim.

Düşünmeye değer…

Bence yani…

 

 

 

yeşildir artık yüreğinde kara bulut…

sekiz çocuk,on sekiz torun, yeğenler, kuzenler, kardeşler, kayınlar, görümceler, onların çocukları, çocukların arkadaşları, komşularla (eskiden) her zaman dolu dolu olan annemin avlusunda bugün toplanabildiğimiz kadarıyla, küçük bir azınlık olarak mübarek anneler gününü ihya ettik :)))

 

sağolun siz de o da sabah kahvaltısında mangal-ciğer yapmak kimin fikriydi söylemeyecem :))

açış konuşması falan yapmadık, gerek de yoktu, herkes günün anlam ve önemini biliyordu.

 

 

şimdi bomboş da değil çok şükür ama hayat şartları tabi, artık dolu dolu olmuyor. fakat annem yine de bi silkiniyor kalabalık olunca, biz orada olduğumuz sürece gayet canlıydı maşallah
bu arada, annemin – babamın evi sokağın ortasında ve kapısı genelde açık olduğu için, seyyar satıcısı, dilencisi, temizlik işçileri ve hatta mahallenin delisi bile avludaki çeşmeden su içerdi hatırlarım. rahmetli babam mutlaka bayramlarda seyranlarda şeker vs. hazır ederdi bu demirbaş yolcular için.


bugün bir kez daha canlandı o sahneler gözümde. Havuzlubahçe mh. ve çevresinde iyi tanınan mahallenin fakiri Eser (bu arada bizim oralarda deli demezlerdi fakir derlerdi) öbür ilçeye taşınmışlar da, bugün mahalleye gelmiş de, iki karanfil almış, anneme getirdi, elini öptü, anneler gününü kutladı… sağolasın Eser!
Allah ömrünü uzun etsin anne…

:)))

(son foto, annem ve dayım…)


cumartesi şiirleri -2

 

 

Bir karışıklıktır bazen sevmelerimiz
Ellerimiz ceplerimizde, yakalar kaldırılmışken
Keskin soğuklara direnmek için
Yangın yeridir ciğerlere yakın bir yerlerimiz
Ezikliğini düşünürken çocukluğumuzun
Yamalı çamurlu yollarında yürürken kenar mahallelerin
Saraylar vad’ederiz hayallerimizde birilerine
Ve şarkılara dökeriz bu hayalleri
Bir kendini bilmezliktir salim kafayla okunmaz bazen şiirlerimiz
Olamadığımız ne varsa sığdırırız satırların ara yerlerine
Beşe bölünmüş simitlerle, ona bölünmüş ekmeklerle zenginleştirip
Zengin mahallelerinin duvarlarına yazarız bazı satırlarını
Kendimizi bildirir ve fakat çoğu zaman sevmelerimiz ve şiirlerimiz
Bütün hayalleri kilitleyip ertesi sabaha kadar
Aynı yamalı yollarda, aynı çamurla, aynı ekmeği aynı ona bölmeye döneriz akşamları
Ne çıkar
Yürüyecek takat oldukça yürürüz bu yolları
Elimiz kalem tuttukça doldururuz satırları
Ne çıkar
Hayaller bedava oldukça
Kendi zengin mahallemizi kurar, karalarız yine duvarları
Bir derinden oh çekiştir bunu fark edince eve dönüşlerimiz
……………………nevfel, nisan2016, adana

kahve önemli…

 

 

 

kaç defa kavrulduğu önemli
cezve önemli
ocak önemli
fincan önemli
yanındaki su önemli
yanındaki çikolata önemli
ne kadar karıştırdığın önemli
suyu önce içmesi ayrı, sonra içmesi ayrı önemli
şöyle olmalıymış böyle olmalıymış diye içilmesi önemli
kimin yaptığı önemli
kimle içtiğin önemli
bütün bunlarla ve daha fazlasıyla hatırının yıllara sığmaması daha bir önemli
bence
:)))

foto alıntıdır, bu da önemli :))

İTHAF VE TEŞEKKÜR

İTHAF VE TEŞEKKÜR

Bana şiir yazdıran

Kelimeler bir o yana bir bu yana savrulurken

Tutup tutup bir birini bir diğerini

Şunu da yaz, bundan da bahset, bunu susmasan olmaz diyen

Mavi gök, kuşların uçuştuğu gök, sonra kararan gök,

O kuşlar kanatlarında özlemi, umudu, müjdeyi

Bazen de “daha beklemeliymişsin” i getiren – götüren kuşlar

Ve gök gürültüsü,  çatapatlar

Sonra yağan yağmur

Yağmur ardından derin bir nefes alıp çıkıveren güneş

O nefesle ısınan evsizler

Eski bir dost, eskimeyen dostluk, o beraber ağlamalar bir şiirde

Beraber umutlanmalar, o dosta yapılan dualar

Derin bir nefes çekilirken sigaradan “

iyiyim” haberi gelince açılan nispeten neşeli şarkı

Şarkılar, hüzzam makamı, şarkılardan tutulan fallar

Ayağı kırılmış o tahta masa, onu onaran komşu, komşunun dilindeki türkü,

Gözündeki endişe yüreğinden yansıyan

“hep kırılacak mı bu masa”

Ve o göz

Ve o iyi insanlar tanımadıkları insanlar için ağlayan insanlar

Şairler, tanımadıkları âşıklara ilham veren insanlar

Şairler, insanlara gülmek ve ağlamak için yardımcı olan insanlar

Ve şehirler ve daracık küçük sokakları şehirlerin, hala gülümsenebilen

Hala yağmur yağdığında çamur olmasın diye paçalar çemrenebilen

Ve yan komşuyla çayına tavla oynanabilen

Ve adını sayamadığım ilham perileri

Hepinize teşekkürü bir borç bilirim

Endişe etmeyin

Sermayem boldur benim

Kelimeler var oldukça

Kelimeler ve kalemler

Kalemler ve kâğıtlar

Kâğıtlar ve ağaçlar

Ağaçlar ve hatta duvarlar

Hatta denizler, dağlar ve gökyüzü

Her bir şiirimde birinize borcumu öderim…

……………….(Nevfel, Kasım-2015, Adana)

57040_o358a